Yaşam Var Oldukça Var Olan Şey.
İnsanlık var olduğundan beri iki uca saklanmış sevinç ve keder… Yaşam var oldukça var olan ölüm… Doğarken ölenler, küllerinden doğanlar… İnsanın hayatında hep var olan bu yapboz parçaları, biri olmadan diğerinin anlamını bilemeyecek kadar birbirine bağlı aslında. Ölümün varlığını iliklerime kadar hissettiğim bir andayım yine. Yokluğun, çaresizliğin yükü bindi üstüme. Dilimde hiç dinmeyen o cümle: إِنَّا لِلَّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ… Kendini bile taşımaktan aciz olan insanın koluna girip yürümesine yardım ediyor adeta. İnsan ruhunun nankörlüğünü dizginleyen bu ayetler, isyana sürüklenen nefsin önüne bir set çekip insanı Rabbine daha da yakınlaştırıyor. Peki ölümün soğuk yüzünü en yakından gören, hisseden insan Ne yapmalı? Ne yapıyor? Önce “ne yapmalı?” sorusuyla başlayalım. Ölümün evine uğradığı, ocağını söndürdüğü o insana telkin edilen tek bir şey var: Sakın isyan etme. İsyan ne demekti? Ölüm karşısında ne söylerse isyan etmiş olurdu? Bu soruların içinde debelenen insandan ...