Yaşam Var Oldukça Var Olan Şey.
İnsanlık var olduğundan beri iki uca saklanmış sevinç ve keder… Yaşam var oldukça var olan ölüm… Doğarken ölenler, küllerinden doğanlar… İnsanın hayatında hep var olan bu yapboz parçaları, biri olmadan diğerinin anlamını bilemeyecek kadar birbirine bağlı aslında.
Ölümün varlığını iliklerime kadar hissettiğim bir andayım yine. Yokluğun, çaresizliğin yükü bindi üstüme. Dilimde hiç dinmeyen o cümle:
إِنَّا لِلَّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ…
Kendini bile taşımaktan aciz olan insanın koluna girip yürümesine yardım ediyor adeta. İnsan ruhunun nankörlüğünü dizginleyen bu ayetler, isyana sürüklenen nefsin önüne bir set çekip insanı Rabbine daha da yakınlaştırıyor.
Peki ölümün soğuk yüzünü en yakından gören, hisseden insan Ne yapmalı? Ne yapıyor?
Önce “ne yapmalı?” sorusuyla başlayalım. Ölümün evine uğradığı, ocağını söndürdüğü o insana telkin edilen tek bir şey var:
Sakın isyan etme.
İsyan ne demekti? Ölüm karşısında ne söylerse isyan etmiş olurdu? Bu soruların içinde debelenen insandan susması ve anlaması beklenir. Ölümün her eve, her cana geldiğini düşünürsek bu telkin boş bir telkin değildir aslında. İnsanı isyana sürüklenmekten alıkoyan, “neden?” sorusuyla başlayan bu sorular silsilesine engel olmaktır asıl amaç. İşte asıl yapılması gereken, isyanın yolunu açan o soruları sormamak, sordurmamaktır.
Peki madalyonun soğuk yüzü… “İnsan ne yapar?” sorusunun cevabı nedir?
Anlamlandıramadığı bir durumla karşılaşan insanın acı eşiğine göre değişen bir cevap esasen. Evet, “acı eşiği” dedikleri şey sadece madden değil, manen de var olan bir olgu. Nihayetinde yaşanan acı; insanca, yani herkesçe aynı olsa da kimi “sözün bittiği yer” deyip sessizlik yemini eder, kimi derdini anlatıp azalmasını bekler. Gün geçtikçe azalan acının yerini kimi zaman kızgınlık, kimi zaman utanç, kimi zaman da kırgınlık alır.
Bu iki sorunun cevabı herkese göre farklı olsa da verdiği öğüt hep aynı yere çıkıyor:
“Rabbine Sığınan Kazandı; Diğerleri Helak Oldu.”
Yorumlar
Yorum Gönder