Kayıtlar

İyi İnsan, Kötü İnsan

​ Bir insanın hakkına nasıl girilir? Birinin sadece parasını çaldığında mı hakkına girmiş olursun? İnsanların duygularını, umutlarını sömürmek kul hakkına girmez mi? Bir süredir içimde iyi insan ve kötü insan muhakemesi yapıyorum. Birinin iyi mi yoksa kötü mü olduğunun kararını vermek bana düşmez elbette. Zira kalpleri Allah’tan başkası bilemez. Fakat bile isteye hakka girmek, nefsine sahip çıkmamak, enaniyetle hareket edip karşısındaki insanın duygu ve düşüncelerini umursamamak; ancak kötü birinin, iyi olmak istese de ruhu kötülüğe teslim olmuş birinin yapacağı bir iştir doğrusu. Duygularının arkasında duramamak, cesareti olmayanların işidir. Peki, herhangi bir duygu beslemeyen birinin sanki o duygu varmış gibi davranması gerçekten o kişide neyi anlatır bize? Kötü insan olduğunu mu, yoksa kalp kırmaktan korkmayan, kırılan bir kalbin Allah’ın çok sevdiği bir kalp olduğunu bilemeyecek kadar cahil bir insan olduğunu mu? Bence ikisi de. Zira kötü olmak için Rabbini tanımamak ve O’nun kul...

Meslek ve İslam

​ Mesleğime başladığım günden beri bu mesleği dinim ve ahiretim için nasıl daha faydalı hâle getirebilir, Müslümanca bakış açısını bu alana nasıl yansıtabilir, bu yolda Rabbimin rızasını nasıl kazanırım diye düşünüyorum. Müslümanca yaşamak bile başlı başına zor bir işken, bir de mesleğimde bunu yaşatmak gözümde hayli büyümüştü doğrusu. Ben, İslam ve meslek arasında bağ kurmaya çalışırken bu yolda fark ettiğim bir şey de şu oldu: Eğer insan hayatının her safhasında Rabbini aramazsa, dünya ve onun işleri insanı dininden, Rabbinden fersah fersah uzaklara atıyor. Bu cihette yalnızca aramak bile Rabbinden uzaklara gitmemek için yetiyor aslında insana. Tabii bir de işin niyet kısmı var. İnsan niyetini yolda olmaya adadığı zaman belki bir söz, belki bir kitap, belki de bir meslektaş çıkarıyor Rabbim insanın önüne. Bunun adına nasip mi dersiniz, arayanın Mevla'sını bulması mı dersiniz bilemem. Fakat adı ne olursa olsun sonuç itibarıyla Allah bize istediğimizi vermiş, dualarımıza ve niyetle...

Yeniden Dünya

​ Parmak uçlarına kadar hissettiğin bir hüzünden, renkleri yeniden görebildiğin o günlere kavuşmak... Bir anda yitip giden günleri tekrardan inşa etmek, ilmek ilmek işleyip hayata, yaşamın akışına geri dönmek... En önemlisi de fark etmek: yolun kenarında açan çiçeği, gökyüzünün rengini... Şimdi o yorgun günlere bakıp geride bırakmanın haklı sevincini yaşıyorum. Unuttuğum sevinçleri, hatta hüzünleri dünyama katıyorum. Her şeyin tekrardan üstüme geldiği günler de oluyor ama vazgeçmiyorum. İki adım geri mi gittim? Bir adım ileri gitmeyi de biliyorum. Güneş açtığında, sis perdesi biraz daha aralandığında kat ettiğim yola bakıp kendimle gurur duyuyorum. Ve fark ediyorum: Dünya hiçbir zaman biz duygularımızı rahatça yaşayalım, onları içimizde sindirelim diye durup beklemiyor. Hüzünlendin mi? Dünya dönmeye devam ediyor. Sevinçli bir haber mi aldın? Dünya yine durmuyor. Sonsuza akan zamanda hayatı donduran yine insan oluyor. Bu donukluk, bir süre insanı duygularından ve o duyguların getirdiği ...

Dünyayı Fazlaca Seven Müslüman

​ Ahir zaman dedikleri zamanda dünyaya gelmiş her Müslüman'ın kalbinde olan vehn duygusu... Tüm zamanların dini İslam'ın ve tüm zamanların peygamberi Hz. Muhammed (sav)'in bize yıllar önce bildirdiği toplumsal bir duygu durum hâli. Toplumsal diyorum; çünkü kelime kökeni itibarıyla kişiye atıfta bulunduğu kadar toplumu da anlatır bize. Vehn duygusunun pratikteki karşılığı, Müslümanların iki yüz yıldır üstünden atamadığı bu ölü toprağıdır aslında. Tarih boyunca İslam / küfür dengesi zaman zaman değişmiş; güç yüzyıllara göre taraf değiştirmiştir. Fakat hiçbir zaman şimdilerde olduğu kadar ağır ve uzun süreli bir yenilgiyle karşılaşmamıştır İslam. Bin yılın yenilmez Müslümanı, yenilgiyi boynunda bir urgan gibi taşır hâle gelmiş. Fakat son yıllarda çok daha ağır bir imtihanla karşı karşıya geldik. Vehn duygusunu içinde taşıyan Müslümanlar adeta bu duyguyla yaşamayı öğrenmiş; ondan kurtulmak, küllerinden doğmak yerine bu duyguyu kendi yararına nasıl çevireceğinin yollarını arar o...

Yaşam Var Oldukça Var Olan Şey.

​ İnsanlık var olduğundan beri iki uca saklanmış sevinç ve keder… Yaşam var oldukça var olan ölüm… Doğarken ölenler, küllerinden doğanlar… İnsanın hayatında hep var olan bu yapboz parçaları, biri olmadan diğerinin anlamını bilemeyecek kadar birbirine bağlı aslında. Ölümün varlığını iliklerime kadar hissettiğim bir andayım yine. Yokluğun, çaresizliğin yükü bindi üstüme. Dilimde hiç dinmeyen o cümle: إِنَّا لِلَّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ… Kendini bile taşımaktan aciz olan insanın koluna girip yürümesine yardım ediyor adeta. İnsan ruhunun nankörlüğünü dizginleyen bu ayetler, isyana sürüklenen nefsin önüne bir set çekip insanı Rabbine daha da yakınlaştırıyor. Peki ölümün soğuk yüzünü en yakından gören, hisseden insan Ne yapmalı? Ne yapıyor? Önce “ne yapmalı?” sorusuyla başlayalım. Ölümün evine uğradığı, ocağını söndürdüğü o insana telkin edilen tek bir şey var: Sakın isyan etme. İsyan ne demekti? Ölüm karşısında ne söylerse isyan etmiş olurdu? Bu soruların içinde debelenen insandan ...

Allah Kırık Kalplerde Dolaşır

Kendimi bildim bileli kulaklarımda yankılanan o cümle: Allah kırık kalplerde dolaşır. Ne zaman dilimin sivriliğine kapılacak olsam, aklıma bu cümle gelir. Kırık bir kalbin, Allah’ın çok sevdiği bir kalp olma ihtimali beni hep korkutmuştur. Bu korku elbette birden gelmedi kalbime. Çocukluğumdan beri anne yarım, teyzem her kelimemde beni uyarırdı: Aman kızım, dikkat et; kimseyi kırma… Peki neden kırık kalpler Rabbine daha yakındır? Çünkü insanı dünyanın her türlüsü üzer. Üzülen insan ise, kalbinde küskün olduğu dünyanın tek bir nimeti bile kalmadığında Rabbine yönelir. O an insanın aklında, kalbinde, dilinde Rabbinden başkası yoktur. “Yalnız O’na yönelir ve yalnız O’ndan medet umar.” Tam da Rabbimizin yüce kitabında tarif ettiği Müslüman olur o an. Rabbinden başka gidecek kapısı olmadığını bilen, o kapıya yüz süren kim geri çevrilmiştir ki? Samimi bir niyetle gelenin duası nasıl çevrilsin? İnsanın bazen parmak uçlarına kadar hissettiği hüzün ve kırgınlık, Allah’ın rahmetini tec...

Bir Duyguyu Yaşayabilme Nimeti

 Boşlukta sürüklenmek ne demekti? Herhangi bir duyguyu gerçekten yaşayamamak, hüznü bile hissedememek ne demekti?.. İşte ömrümün belki de en güzel yılları olabilecek yaşlarımı anlatan o iki cümle. Bu öyle bir zaman ki tek bir tarihte takılı kalmış, yıllar akıp gittikçe yerinde saymış. Renkler solmuş, gözyaşları bile siyah yerine gri akmış. Herkesin acıyla savaşı farklıdır. Kimi gülümser, kimi karşısına dikilip korkusuz bakışlar atar. Kimisi de benim verdiğim savaşı verir… Yokmuş gibi davranır. Hislerini bir kenara bırakır, sanki hiç var olmamışlar gibi. O küçük aklımla kendimi böyle korumuşum. “Hislerim canımı yakıyorsa hissetmem, olur biter” demişim. Nereden bilebilirdim küçük kalbimin aldığı bu kararın ömrümden 8 yıl çalacağını… Ben yok saydıkça hüznüm arkamdan bakmış. Beni hiç bırakmadan sessizce beklemiş. Onu yaşamamı ve sonra da hayatıma devam etmemi istemiş. Artık hissediyorum kalbimin yangınını. Hissettikçe fark ediyorum: Üzülebilmenin bile bir nimet olduğunu… Sahi… B...