Kayıtlar

Yaşam Var Oldukça Var Olan Şey.

​ İnsanlık var olduğundan beri iki uca saklanmış sevinç ve keder… Yaşam var oldukça var olan ölüm… Doğarken ölenler, küllerinden doğanlar… İnsanın hayatında hep var olan bu yapboz parçaları, biri olmadan diğerinin anlamını bilemeyecek kadar birbirine bağlı aslında. Ölümün varlığını iliklerime kadar hissettiğim bir andayım yine. Yokluğun, çaresizliğin yükü bindi üstüme. Dilimde hiç dinmeyen o cümle: إِنَّا لِلَّٰهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ… Kendini bile taşımaktan aciz olan insanın koluna girip yürümesine yardım ediyor adeta. İnsan ruhunun nankörlüğünü dizginleyen bu ayetler, isyana sürüklenen nefsin önüne bir set çekip insanı Rabbine daha da yakınlaştırıyor. Peki ölümün soğuk yüzünü en yakından gören, hisseden insan Ne yapmalı? Ne yapıyor? Önce “ne yapmalı?” sorusuyla başlayalım. Ölümün evine uğradığı, ocağını söndürdüğü o insana telkin edilen tek bir şey var: Sakın isyan etme. İsyan ne demekti? Ölüm karşısında ne söylerse isyan etmiş olurdu? Bu soruların içinde debelenen insandan ...

Allah Kırık Kalplerde Dolaşır

Kendimi bildim bileli kulaklarımda yankılanan o cümle: Allah kırık kalplerde dolaşır. Ne zaman dilimin sivriliğine kapılacak olsam, aklıma bu cümle gelir. Kırık bir kalbin, Allah’ın çok sevdiği bir kalp olma ihtimali beni hep korkutmuştur. Bu korku elbette birden gelmedi kalbime. Çocukluğumdan beri anne yarım, teyzem her kelimemde beni uyarırdı: Aman kızım, dikkat et; kimseyi kırma… Peki neden kırık kalpler Rabbine daha yakındır? Çünkü insanı dünyanın her türlüsü üzer. Üzülen insan ise, kalbinde küskün olduğu dünyanın tek bir nimeti bile kalmadığında Rabbine yönelir. O an insanın aklında, kalbinde, dilinde Rabbinden başkası yoktur. “Yalnız O’na yönelir ve yalnız O’ndan medet umar.” Tam da Rabbimizin yüce kitabında tarif ettiği Müslüman olur o an. Rabbinden başka gidecek kapısı olmadığını bilen, o kapıya yüz süren kim geri çevrilmiştir ki? Samimi bir niyetle gelenin duası nasıl çevrilsin? İnsanın bazen parmak uçlarına kadar hissettiği hüzün ve kırgınlık, Allah’ın rahmetini tec...

Bir Duyguyu Yaşayabilme Nimeti

 Boşlukta sürüklenmek ne demekti? Herhangi bir duyguyu gerçekten yaşayamamak, hüznü bile hissedememek ne demekti?.. İşte ömrümün belki de en güzel yılları olabilecek yaşlarımı anlatan o iki cümle. Bu öyle bir zaman ki tek bir tarihte takılı kalmış, yıllar akıp gittikçe yerinde saymış. Renkler solmuş, gözyaşları bile siyah yerine gri akmış. Herkesin acıyla savaşı farklıdır. Kimi gülümser, kimi karşısına dikilip korkusuz bakışlar atar. Kimisi de benim verdiğim savaşı verir… Yokmuş gibi davranır. Hislerini bir kenara bırakır, sanki hiç var olmamışlar gibi. O küçük aklımla kendimi böyle korumuşum. “Hislerim canımı yakıyorsa hissetmem, olur biter” demişim. Nereden bilebilirdim küçük kalbimin aldığı bu kararın ömrümden 8 yıl çalacağını… Ben yok saydıkça hüznüm arkamdan bakmış. Beni hiç bırakmadan sessizce beklemiş. Onu yaşamamı ve sonra da hayatıma devam etmemi istemiş. Artık hissediyorum kalbimin yangınını. Hissettikçe fark ediyorum: Üzülebilmenin bile bir nimet olduğunu… Sahi… B...

Burası Benim Coğrafyam

Dünü, bugünü, yarını hayat kadar canlı, hayat kadar gerçek. Yüzyıl olmuş yerinde sayalı; bilmem, belki iki yüzyıl olmuş “hasta adam” adını alalı. Bu coğrafya, dünyadaki tüm acılara merhem sürerken, kendi acısını saramayacak duruma ne zaman geldi sahi? Dünya burada var olmuşken, medeniyetler burada kurulmuşken, birden kim döndürdü ibreyi tersine? Yoksa yön hep doğruyu gösteriyordu da biz mi yanlış tarafa bakıyorduk? Medeniyete “tek dişli canavar” diyen Akif’in görüp de bizim göremediğimiz şey neydi? Dünyanın aydınlık yüzü ne taraftaydı? Bu soruların cevabını ancak içimize dönersek, kendi kıymetimizi bilirsek verebiliriz. İslam, iki yüzyıldır kendinden uzakta; kendi kıymetini bilmeyen Müslümanlarla aynı dünyaya hapsolmuşken, ibrenin her zaman İslam’ı gösterdiğini kayıp Müslümanlara nasıl anlatırız? Bu coğrafyanın yeni yolculuğu; kendini yeniden bulmak, yeniden sevmek. Kolay bir yol değil, hiçbir zaman da olmadı. Ama iman varsa imkân da vardır demiyor muydu büyüklerimiz? Şimdi imanla yeni...